150. Mezuniyet Töreni Konuşması

Sevgili öğrenciler, değerli meslektaşlarım, çok kıymetli mezunlarımız ve saygıdeğer misafirler, Boğaziçi Üniversitemizin 150. Mezuniyet Töreni’ne hoş geldiniz.

 

31 yıl önce yine güzel bir Haziran günü Güney Meydan’da, steplerde oturan sevgili hocalarımızın karşısında katıldığım mezuniyet törenim benim hiç unutmadığım, hep güzellikleriyle hatırladığım bir gün oldu. O zamanlar sayımız azdı ve onur öğrencilerinin adı teker teker okunurdu. Adım okunup da ayağa kalktığımda, işte dedim bu benim en mutlu anım. Çok sevdiğim üniversitemden, çok sevdiğim Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümümden onur derecesiyle mezun oluyordum. Bundan daha güzel ne olabilirdi ki? Ama içim buruktu, canımın içi Boğaziçi’ mden, ayrılıyordum.

 

Aradan 9 yıl geçip üniversiteme döndüğümde, bu üniversitede en mutlu olduğumu düşündüğüm mezuniyet günüm kadar ve hatta çok daha mutlu olduğum günler ardarda geldi.  Yardımcı Doçent olarak katıldığım ilk mezuniyet töreni, mezun ettiğim ilk öğrencilerimin törenleri, ilk ödül aldığım tören, ilk konuşma yaptığım tören... Ve nihayet işte bu an… Üniversitede öğrenci olarak girdiğim yıldan beri, geçen 37 yıl birçok unutulmaz anıyla dolu. Yani anlatacak çok şey var aslında. Ama günün konusu ben değilim, sevgili hocalarım da değil.

 

Günün konusu diplomalarını imzalarken isimlerini tek tek okuduğum 2339 mezunumuz. Günün kahramanı sizlersiniz.

 

Türkiye’ nin ve bana göre dünyanın en güzide üniversitesinden başarıyla mezun oluyorsunuz.

Bu nedenle öncelikle siz değerli mezunlarımızı kutluyorum. Bu başarıda sizin daima yanınızda olan, destek veren ailelerinizi, arkadaşlarınızı, sevdiklerinizi ve tabi ki çok değerli hocalarımızı ayrıca tebrik ediyorum.

 

Sevgili öğrenciler! Bugünden sonra sizlere sevgili mezunlarımız diye hitap edeceğiz. Eminim bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarılarınızı, topluma, insanlığa olan katkılarınızı sürdüreceksiniz.

 

Evet, her ayrılığın doğasında hüzün kaçınılmazdır, ancak biliyoruz ve şahit oluyoruz ki bir Boğaziçi mezunu kilometrelerce uzakta da olsa, aradan yıllar geçse de artık bir Boğaziçilidir ve üniversitesiyle ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir.

 

Bundan böyle Boğaziçi’ nin derdi sizin derdiniz, başarıları sizin onurunuz olacak. Tıpkı sizlerin başarılarının Boğaziçi’ nin haklı gururu olacağı gibi.

 

Bu kapıdan dışarıya adım attığınız anda siz alçak gönüllülüğünüzden söylemeseniz de size Boğaziçili diyecekler. Sözünüzü dikkatle iki kere dinleyecekler. Çoğu zaman aykırı ama doğru olanı sizden duyacaklar. Bulunduğunuz kurumu ve hatta ülkeyi bir sonraki başarıya taşıyan sizler olacaksınız.  

 

Üniversitemizin kapısından içeri girdiğiniz andan itibaren bir birey olarak değerli olduğunuzu hissettiniz. İnancınız, diliniz, cinsiyetiniz, ırkınız veya yaşam tarzınız ne olursa olsun siz bu üniversitenin birer değeri oldunuz. Boğaziçi’ nin akademik ve evrensel ilkelerini içselleştirerek bu kurumla değerlerinize değer katarak Boğaziçili oldunuz.

Bu üniversiteye girdiğiniz andan itibaren, daha önceki hayatınızda henüz fark etmediyseniz, sizden farklı olanların da ne kadar değerli olduğunu fark edersiniz. Farklılıklardan düşüncenin, düşünceden soruların, sorulardan bilginin doğduğu bir döngü içinde bulursunuz kendinizi.

 

Sizler 150 yıldır devam eden bu köklü geleneğin en son filizlerisiniz.

 

Öğrencilerimiz, mezunlarımız, hocalarımız ve tüm çalışanlarımızla bize düşen öncelikli görev ise; bu güzide ama bir o kadar da narin kurumda, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesilleri yetiştirmek, onları korumak ve güçlendirmektir.

 

Sevgili öğrenciler! Yarın artık bir Boğaziçi mezunu olacaksınız.

Yarından sonra da, yarından sonrasını planlayan Boğaziçililer arasındaki etkin rolünüzü oynarken, bugünü ilkeli ve hakkıyla yaşayıp, geçmişe imzanızı atmaya başlayacaksınız.

 

Siz başarılı oldukça sorumluluklar artarak sizi bulacak, ama bu gözünüzü korkutmasın. Siz zaten bunun eğitimini en iyi şekilde aldınız. Belki farkında değilsiniz henüz ama fark edeceksiniz… Problem çözmek sizin doğanız.. Öyle ki problem kalmadığında sorularınızla yeni problemler keşfedecek, yeni ufuklar açacaksınız.  

Ve diliyorum ki aradığınız doğruyu her zaman bulacaksınız.

 

Ama şimdi bugüne odaklanmak gerek. Tolstoy’un da dediği gibi:  

"Hayat ne gideni geri getirir ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın."

İşte tam bu nedenle;  hepimiz için, ama en çok da sizin için bu çok özel günü bencilce yaşamayı, tadını çıkartmayı, sevdiklerinizle doyasıya paylaşmayı ihmal etmeyin.

Ve özellikle de o ağacın altında mutlaka bir resminiz olsun!

 

Hepinizi teker teker kutluyor, yolunuzun her daim açık olmasını diliyorum. Sizi çok seviyorum....